Giriş

İlkokuldan itibaren sürekli yönetme ve organizasyon yapma hevesi beni muhtelif kuruluşların
içine sokmayı başarmıştı. Farklı gençlik kolları, dernekler ve tüm okul hayatım boyunca sınıf başkanı
olmak bu hevesin neticesi olduğunu düşünüyorum. Her seferinde yaptığım bu işten oldukça mutlu olur
ve anlaşılan o ki zevk ile yaptığım bir iş haline gelmişti. Lise birde derslerimin gerilemesi ve matematik
ve kimya dersinde sınıfta kaldıktan sonra babamın okuldaki nüfuzu neticesinde sınıf başkanlığından ve
dernek başkanlığından ayrılmak zorunda bırakıldım. İnsan severek yaptığı işten ayrılınca nasıl bir acı
çektiğini ta o günler anlamıştım. Ve aynı zamanda sevdiğin iş için nasıl bir mücadele sarf edildiğini de
o günlerde tecrübe ettim. Bu yeteneğimi keşfettikten sonra üzerine düşüp belli başlı eğitimler
aldım ve bu alanda kendimi yetiştirmeye başladım. Bu makale serisi bu eğitimlerimin devamını
sağlamak için yazılmıştır.
Tabi birde insanın her alanda belirli başlı ilkeleri olması gerekiyor. Mesela kendim “hayat bize
her zaman en iyilerini sunmaktadır, yeter ki biz onu doğru okuyalım” mantığını hep cebimde taşırım.
Bu tabi ki her şeyi kadere ve taktire bırak anlamına gelmiyor. Kader ile taktir işini yapar iken sende
kendi işini en iyi şekilde yapmaya çalış çünkü kader ve taktir yaptığımız işin sonucunda ortaya çıkarlar,
ondan önce değil. Yani kısaca bu gün yaptığımız iş yarının kaderini oluşturur. Dolayısı ile bir gün tatsız
bir sonuç ile karşılaşınca önceki günlerde yaptığı işlerin sonucu olduğunu bilerek bu sonuca katlanarak
kabullendim. Tabi birde kısmet felsefem var ki onu burada uzun anlatmadan tek cümle ile üzerinden
geçeceğim. Kısmet diğerlerinin bize açtığı kapılardır. Nasıl ki kader bizim işin sonucunda ortaya çıkıyorsa
kısmet bizim daha o işe başlamadan ve hatta o işi düşünmeden karşımıza çıkar. Herkes kendi kaderini
yazar derler ya, bende aynısını yaptım ve sonraki ayların iş hayatı kaderimi yazmaya başladım ve beş
ay sonra zorla bıraktığım o görevleri tekrar geri aldım.

İş Dünyası ve Spor Arasındaki Benzerlikler

Sporun en çok nesini seviyorum? Bireysel sporlarlar hariç geri kalan sporlarda bence TAKIM
ÇALIŞMASI bu soruya en uygun cevap olabilir. Tabi kimisi sporun heyacanını seviyorum diyecek ancak
bu heyecan da yine bu takım çalışması sonucunda edilen başarının verdiği bir duygudur sonuçta. Kimisi
de sporda ister başarı elde edilsin ister edilmesin yine sporu izlemeyi veya takımın bir parçası olmaktan çok zevk alıyor diyecek.

Bu cevabın köküne indiğimiz zaman bunun tek sebebi olacağını görebiliriz. Eğer
böyle bir zevke sahipseniz demek ki takım çalışmasını seviyorsunuz.
Peki takım nasıl oluşur? Takım oluşturmanın 5 temel faktörü bulunmaktadır. 1:Liderlik,
2:Ortak Hedefler, 3:İletişim, 4:İş Akışı, 5:Takım Ruhu. Bu konulara ilerleyen makale serilerimde daha
fazla deyineceğim. Spor dünyasında bir takımın, takım ruhunu anlamak için paslaşmalarını iyice izlemek
lazım. Paslaşmak bir takımın nekadar beraber antreman yaptıklarını gösterir, yani istikrar ve kararlılık
gösterir. Tabi paslaşmanın bir üst üst seviyesi daha var, oda takım arkadaşının bulunduğu yere top
atmayı değil, takım arakadaşım orada olur zaten ve o bu topa yetişir diyerek, o topu ilgili yerine
göndermek. Futbol da bunu yaparsan eğer atağa dönüşür, Voleybol da yaparsan eğer karşı takımın
defansı alt üst olur ve basketbol’da bunu yaparsan eğer en iyi savunmayı yapmış olursun. (Bu makale
serimde spordan en çok bu üç spora deyineceğim). Peki iş dünyasında bunu yaparsan eğer ne olur?
Eğer takım olursanız adı güven, yardımlaşma ve iş paslama olur, ve tam tersine takım değilseniz eğer
adı iş yıkmak olur.

İş en büyük takım sporudur! Nasıl ki takım sporlarında bireysel çalışmak mümkün değil ise iş
dünyasında da aynı kural geçerli. Dolayısı ile iş “Ben” olayı değildir, “Biz” olayıdır. Fikirlerin özgürce
beyan edilmesi ve her fikir için çalışma yürütülmesi olayıdır. İş öylesine geniş, öylesine çok yönlü,
öylesinde teknoloji odaklı, öylesine insan odaklı, öylesine küresel, öylesine yerel, öylesine paydaş dolu
ki “Bunu ben yaptım” diyemezsiniz. İş tıbkı spor dünyası gibi takım ruhu gerektirir. Takım ruhu,
yardımlaşma, kararlılık, süreklilik olayıdır. Kararlılık, süreklilik deyince akla ilk gelen şey sistem olması
lazım. Eğer bir işte kararlı yönetici olur ise sistem kurulur ve bu sistem sayesinde hem işler yolunda
gider, hem çalışan mutlu olur. Buna en güzel örnek futboldan olacaktır. İngiliz takımı Manchesterin
teknik direktörü Sır Alex Ferguson tam 23 sene bu takımın başında bulundu, 23 sene az bir süre değil.
Bu süreç içinde Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe toplam 63 teknik direktör değiştirdi. Manchester
tarafında kararlılık ve süreklilik sonucunda dünyanın en iyi 3. Takımı olmuştur. Beşiktaş, Fenerbahçe ve
Galatasaray tarafında sonuçlarda ortada. Tıpkı spor dünyasında olduğu gibi iş yerlerinde yine sonuca
bakmak lazım. Maalesef bir çok patron sadece kasada olan paraya bakınca veya yöneticinin ve/veya
şirkette çalışan birkaç kişinin aktardığı bilgilere yönelik hareket edince çalışanların mutsuzluğu ve kalıcı
başarı olmadığı ortaya çıkıyor. Tıpkı az önce bahsettiğimiz takımlar gibi bir sene başarı ediniyorlar ve
üç dört sene hakeme, sahaya, hava şartlarına ve hatta olmayan olayların arkasına sığınıp duruyorlar.
Dolayısı ile değişim en doğru kişiyi bulana kadar devam eder demek yerine, doğru kişiyi bulmak için
belirli kriterler ve adımların atılmasından sonra ve sonçların iyi değerlendirilmesinden sonra değişimin
yapılması gerekiyor.

Eski çalıştığım şirket makine üretiminde faaliyet gösteriyordu. Yeni işe başladığımda şirket için
büyük ve prestijli bir iş alındığını duymuştum. Tabi iş yerinde ve söz konusu alanda yeni olduğumuz için
işin ne kadar önemli veya hassas olduğu o günlerde bana çok bariz değildi. Fakat müşterinin Türkiye’de
en ünlü hava yollarının biri olduğunu bildiğim için ister istemez projenin teslimatı yaklaşınca bende de
tedirginlik başlıyordu. Çoğu zaman sabahın erken saatlerinde uyanır, işe gidip projenin detayları ile
ilgilenirdim. Bu şekilde geceler uykularımın kaçması beni düşündürmeye başlattı. Yani bu şekilde stres
olmamın sebebini kendi içimde aramaya başladım. İlk günlerde herhalde yeni bir alan olduğu için
olabilir diye düşünsemde çok geçmeden bununla alakası olmadığını anladım. Aslında bu stres projede
yalnız çalışmamdan kaynaklanıyordu. Takım arkadaşım yoktu ve o dönem şirketin ilgili alanında tek
elektrik mühendisi olduğum için aklımdaki konuları kimseyle paylaşamıyordum. İşlerin yetişmesinde
bir problem yoktu, tek başıma yetiyordum ancak aklımdakileri paylaşabileceğim birisi yoktu. Yani bir
takım arkadaşı sadece sizden iş yükünüzü almaz, ve aklınızdakini paylaştıkça aynı zamanda sizin stres
yükünüzü de azaltır. O dönemler ekip çalışmaları ile alakalı araştırmalarım başladı ve bu gün yazdığım
bu makalenin temelinin atmasına sebep oldu.

Yukarıda bahsettiğim gibi projenin otomasyon ve müşteriye teslim edilmesinden
sorumluydum. Fakat projenin teslimat aşamasında anladım ki tarafımızca proje teslimat ile ilgili
bilinmeyen çok ama çok şeyler var. Bir kere en başta bakış açımız çok farklıydı. Havacılık sektöründe
bakış açısı çok önemli. Şirketler çalışanlarının bakış açısını aynı seviyede tutmak için düzenli olarak
eğitimler veriyorlar. Makineyi koyduğumuz tesisin genel müdürü ile yaptığımız bir toplantıda kendisi
tarafından söylenen bir cümle havacılık sektöründeki bakış açısını bana özetledi. Genel müdür verilecek
dokümanların çok dakik ve titizce yazılmasını istemişti ve çok güzel bir misal vererek cümlesine devam
etmişti. “Biz uçağa binen herkese kemeri nasıl bağlayacağını hatta acil durumlarda girdiği kapıları tekrar
gösteriyoruz, okutuyoruz ve sesli olarak söylüyoruz. Bir insan hangi kapıdan geldiği ise o kapıdan da
çıkacağını bilir ama biz bunu bu şekilde düşünmüyoruz” demiş ve eklemişti “bizim sektörde salağa
anlatır gibi anlatmak lazım” her şeyi.

Proje bittikten sonra şirketimizde konu ile alakalı bir toplantı yaptık. O toplantıda her kesin
teşekkür etmesi tabi ki benim için gurur verici birşeydi ancak o toplantıda söylediğim “Bu proje’nin
başarılı olmasında fabrikamızda çay servisi sunan ekibin bile payı vardır” cümlesi müdürümün taktirini
toplamıştı. Belki bazıları bunu çok abartıcı bulabilir ancak gerçek budur. Düşünün ki çalışırken en yorgun
halinizde bir çay geliyor ve sizi kendinize getiriyorsa çayı yapanın ve dağıtanın elbette sizin ve ekibinizin
başarılı olmasında payı vardır. Ben bunu çok daha öncelerden öğrenmiştim. Takım ruhu bir nebze
bende ilk okuldan beri olan bir ruhtu.

Ne Okuduk?

tr_TRTürkçe